17 Temmuz 2018 Salı

Burak Erkol

Hayat oyununda üç oyuncu vardır :insanlar,doğa ve makineler.Ben doğanın tarafındayım.Ama doğanın makinelerin tarafını tuttuğundan şüpheleniyorum. (George Dyson, Darwin Among to Machines)

Gökteki bütün kuşlar, Time dergisi tarafından  yine aynı yılın en iyi romanları listesinde beşinci sırada yer alarak adından epeyce söz ettirdi. Öncelikle belirtmeliyim ki roman klasik bilim kurgu ile fantastik yazını büyük bir ustalıkla harmanlıyor. Öyle ki, bazen cadıların gizemli dünyasındayken bazen de kendinizi  solucan deliğinin dehlizlerinde buluyorsunuz. Bu açıdan roman, gerçek ile hayal arasında kırılması oldukça güç  bağlar kuruyor. Kuşların peşinde koşan meraklı bir kız masalından,  zamanda iki saniye ileri gitmeyi başarabilen bir dahinin peşine düşüyoruz.

Patricia Delfine, özel bir çocuk olduğunu bahçesine düşen bir kuş sonucu fark eder. Kuşa elinden geldiğince yardım etmeye çalışan Patricia, kuşun ölmeyi istemesiyle şaşkına döner. Öyle ki kuşla konuşabiliyor olmasına bile daha az şaşırır. Patricia kuşu ikna etmeye çalışırken, kuş onu bilge bir ağacın eteklerine sürükler. Bu büyülü diyarın tüm sakinleri ağacın etrafındadır ve hayatının geri kalanında cadı olacak ve doğanın dengesini koruyacak olan bu minik kızı büyük bir hayranlıkla seyretmektedirler.İçlerinden biri cesaretle Patricia ‘nın kaderini etkileyecek sonsuz soruyu sorar.Patricia çocukken yaşadığı bu ilginç olayı hayal meyal hatırlasa da, kendisine sorulan sonsuz soruyu hayatı boyunca unutamayacaktır.Acaba bir ağaç kırmızı mıdır?

Romanın diğer önemli karakteri, son derece yetenekli bir mucit olan Laurence,  ders dışında kafasını bilgisayar oyunlarından kaldırmayan bir  asosyaldir. Ailesinin onu zorla Judo, paraşüt, su topu, modern dans gibi kurslara götürmeye çalışmasına karşın  Laurence, gerçek dünyayı bir bilgisayar oyunu olarak görmektedir. Oyunu kuralına göre oynamayı seven Laurence , çağın sınırları zorlayan icatlar yapmaktadır.Süper bilgisayarlar, zaman makinaları, ışın silahları Laurence’ın dehasının çok küçük bir kısmıdır.

Okul hayatında yolları kesişen Patricia ve Laurence , diğer insanlar tarafından dışlandıkça birbirlerine daha çok bağlanırlar fakat kıyametin çanlarının çaldığı bir evrende, kaderleri kaçınılmaz bir sona doğru sürüklenmektedir. Doğanın dengesini korumak için birbirlerini öldürmeleri gerekirken, onlar büyük bir aşkla birbirlerine bağlanmaktadırlar.

Romanın konusunun son derece başarılı olduğunu belirtmek gerekir. Yazar, simya uğraşlarından, uzaya çıkan modern insanın yüzlerce yıldır yaşadığı bir çatışmanın izini; çoğu zaman hayal ile gerçeğin, birbirine karıştığı fantastik  bir evrende sürmüş.  Romanda , doğayı kontrolü altına alarak, kendi doğasına yabancılaşan bilim insanları ile kendi doğasına dönen ve bu şekilde doğanın dengesini koruyan cadıların amansız mücadelesinde evrenin kaçınılmaz bir şekilde kıyamete sürüklenişi pekala modern toplumu hatırlatıyor.Üretim araçlarının gelişmesiyle birlikte insan, doğa ile arasındaki bütünsel ilişkiyi parçalayarak , doğa üzerinde egemen olmaya başlamıştır.Bilimsel ilerlemeye paralel sosyal bir düzen kuramayan insanlık, gelişen üretim araçlarıyla doğayı adeta talan etmektedir.Başlangıçta kaçınılmaz olan bu ilişki giderek insanlığın sonunu getirmektedir.Büyüyü geride bıraktığını sanan modern toplumlar ,tarihin gördüğü en büyük büyüyle, kar hırsıyla büyülenmiştir.Bu durumsa açık bir biçimde kıyamettir.

Akıcı diliyle sayfalar boyunca temposu hiç düşmeyen  Gökteki Bütün Kuşlar,  doğa, insan ve makineler arasında asırlardır süren amansız mücadeleye sahne oluyor. Dünyada o kadar çok delice sorun var ki. Yani, daha yeni Kuzey Amerika’daki arıların soyunun tükenmek üzere olabileceğini okudum. Ve bu olursa da besin zincirleri çökecek ve bir sürü insan açlıktan ölecek. Ama  diyelim ki bazı şeyleri değiştirecek gücümüz var. Yine de hiçbir sorunu çözemeyebilirsin çünkü ne zaman bir sorunu çözsen başka bir sorun çıkarabiliyor olabilirsin. Hem belki kim bilir, bütün bu salgınlar ve kuraklıklar doğanın denge kurma yöntemidir ha? Biz insanların hiç doğal yırtıcısı kalmadı dolayısıyla doğanın bizimle başa çıkmak için başka bir yol bulması lazım…

Romanın bazı yönlerini kaderci bulsam da, güçlü arayışların varlığı umudu her zaman diri tutmamızı sağlıyor. Kırmızı ağaç metaforu bizi aklımızın ötesinde bir noktaya sürüklemeye çalışırken, gerçeğin yakamızı hiç bırakmayışı bizi bilimin yılmaz yolcuları yapıyor. Söylemeye gerek var mı bilmem ama asıl kıyameti yaşayanlarınsa ,gerçeğin yolundan sapan ve bilimden uzaklaşanlar olduğunu da aklımızın bir köşesinde tutmak gerekir.

KÜNYE: Gökteki Bütün Kuşlar,  Charlie Jane Anders,  Çeviri: M.Boran Evren,  İthaki Yayınları,  Şubat 2018,  377 Sayfa.