17 Ocak 2019 Perşembe

B. Aydın Doruk

Hepimiz tarihe iz bırakmış insanları abartılı olarak hayal etmeyi severiz. Gündelik hayatları olmayan, sevinmeyen, üzülmeyen hata yapmayan mükemmel insanlardır onlar. Sadece odaklandıkları alanlar hakkında düşünürler. Örneğin, Jül Sezar zırhını üstünden hiç çıkarmaz veya Sokrates Atina pazarında kölelere soru sormak  dışında hiçbir iş yapmaz bize göre. O ‘büyük’ insanlara gündelik hayatın standart özelliklerini yakıştıramayız. Sonuçta tarihe geçebilmek için belli bir marjinallik gerekir(!). Eğer bir özelliği olacaksa da bu her insanda olmamalı, sadece ‘dahilere özgü’ olmalıdır. Mesela hiçbiri köpek sevmemeli, oyun oynamamalı ama çoğu günde sadece üç saat uyumalıdır.

Kafamızdaki bu hatalı profilleri düzeltmenin en önemli  kaynaklarından biri  anılardır. Doğrudan gündelik yaşamın sade, ‘önemsiz’ olaylarını öğrenebilme imkanı sağlar. Elimizdeki kitap da en çok merak ettiğimiz Bilimsel Sosyalizmin kurucusu ve iki iyi arkadaş olan Marx ve Engels’in çevresindeki insanların onlarla olan anılarını içermektedir. Marksizm Leninizm Enstitüsü tarafından hazırlanan bu kitap, Marx ve Engels’in yakın çevresi tarafından  farklı zaman ve yerlerde yazılmış anıların bir derlemesidir. Liebknecht’ten Lassner’a kadar Marx ve Engels’in çevresinde olan büyük devrimcilerin yazdıkları bu makaleler en güvenilir kaynak olma özelliğini taşıyor.  Öyle ki çevirmen Alaattin Bilgi, kitabın ona bile çok emin olduğu konularda yanıldığını gösterdiğini söylüyor.

Okuduğumuz anıların hemen hepsi abartıdan uzak, gerçekçi bir zemine oturuyor. Aslında çoğu anıdan daha ziyade bu iki büyük filozofun incelemesi gibi. Yazarların çoğu öznel, güzel anılar bataklığına batmaktan özellikle kaçınmışlar. Daha çok Marx’ın ve Engels’in kişiliğini oluşturan ve bu kişilikleri analiz edebildikleri olayları anlatmakla yetinmişler. Bu durum bize o büyük metinlerin nasıl şekillendiğini gösteriyor.

Marx’ın çalışma odasının herkese açık olması,  göçmenlerle vakit geçirmekten hoşlanması Marx’la olan anıların hayli zengin ve çeşitli olmasına sebep olmuş. Marx, diğer göçmenlerle sohbet etmeyi, uzun kır yürüyüşlerine çıkmayı seven bir insandı. Özellikle genç kuşaklarla sohbet etmek ona büyük bir enerji veriyordu. Kendisinden sonra komünist propagandayı sürdürecek kuşakların eğitilmesini çok önemsiyordu. Bu sebeple çalışma odasını dolduran göçmen kalabalığının çoğu genç işçilerdi. 

Marx’ın yapıtlarından da anlaşılacağı üzere büyük bir entelektüel birikimi vardı. Edebiyat, matematik, teknoloji gibi konular hakkında araştırmak ve üretmekten zevk alırdı. İlahi Komedya’yı ezbere bildiği ve her fırsatta ondan alıntılar yaptığı kitapta sık karşılaşılan anekdotlardan birisi. Edebiyata ilgisi kadar sık karşılaştığımız bir diğer özelliği ise Marx’ın kendisine hiç değer vermiyor oluşu. Güçlü bir beden yapısı olmasına rağmen vücudunu çok yorması çevresindeki herkes tarafından bahsedilen bir durum. Özellikle koyu sigara tiryakiliği ve gece geç saatlere kadar çalışması, doktorların bile yasakladığı halde bırakmadığı ve sağlını bozan olguların başında geliyordu.

Engels ise Marx’a göre daha ‘farklı’ bir hayat yaşadı. Dostu ve komünizm mücadelesinin gelişmesi için 20 yıl boyunca yoldaşlarından ayrı ve nefret ettiği  işi yapmak zorunda kaldı. Ayrılık dönemi boyunca hemen her gün mektuplaştılar ve her fırsatta birbirlerini ziyaret ettiler. Engels, işi gereği gündelik hayatında İngiliz aristokrat  çevreler ile yan yana gelmenin bunaltıcı havasını, Marx’ı ziyaret ettiğinde, çalışma odasının içinde volta atarak veya uzun kır yürüyüşlerinde gezinirken atmaya çalışıyordu.

Engels’i anlatan, herkesin ortaklaştığı konuların başında ise onun her şeye ilgi duyduğu ve araştırma meraklısı birisi olduğuydu. Askeri bilgisi bir hayli gelişkindi. Öyle ki yazdığı makaleleri eski bir subayın yazdığı idda edilmişti. Prusya-Fransa savaşında Pall Mall Gazette’deki makalelerinde Almanya ordusunun yapacağı hamleleri iki gün öncesinden bilmesi, Marx’ın kızı Jenny’in ona ‘General’ lakabını takmasına sebep olmuştu. Engels daha sonra Baden isyanında, doğrudan cephede savaşan, saldırı planlayan rolü ile işçi sınıfının biricik generali olduğunu kanıtlamıştı.

Gerek Baden isyanında son ana kadar savaşıp, İsviçre sınırını son geçenler arasında yer alması, gerekse yaptığı sporlar Engels’in kapalı duvarlar ardına sıkışmayan cesaretli bir insan olduğunun en büyük kanıtıydı. Hatta Engels’in bu cesareti çoğu zaman Marx’ı sinirlendiriyordu. Marx etrafındakilere (Engels’in biniciliği hakkında) ‘’Günün birinde bana kaza haberi geliverecek diye ödüm kopuyor.’’  diye yarı serzeniş yarı kaygılı cümleler kuruyordu.

Engels’in ilgili olmadığı bir alan yok denecek kadar azdı, bu durumu ‘’Engels, sırf inceleme yapmak için incelemeyi severdi.’’ diyerek açıklıyor Lafargue ve bir anektod paylaşıyor: ‘’Devrimin yenilgisinden sonra 1849’da İngiltere’ye Venedik’ten yelkenliyle geçmişti; Fransa üzerinden gitmeyi tehlikeli bulmuştu. Bu fırsattan yararlanarak denizcilik ile ilgili sorunları inceledi: Yolculuk boyunca bir günlük tuttu ve güneşin durumundaki değişiklikleri, rüzgarların yönünü, denizin durumunu vb. buna düzenli olarak kaydetti. Avrupa dillerinin çoğunu hatta bazı yerel lehçeleri bile çok iyi derecede konuşuyordu. Etrafındakiler (heyecanlanınca kekelemesine ithafen) ‘Engels 20 dilde kekeler’ diyerek ona takılıyorlardı.”

SON PARANTEZ; JENNY MARX

Jenny Marx, varlıklı bir ailede doğmuş ve kendisini iyi bir entelektüel olarak yetiştirmişti. Küçük yaştan beri sevdiği Karl Marx ile beraber bütün zorluklara göğüs germiş, ‘arkadaki güç’ olmak yerine doğrudan mücadelenin ortasında olmuştu. Özellikle İngiltere’de yaşadıkları zor dönemlerde, sığınmacıları evinde en iyi şekilde ağırlamış onların yabancı hissetmemesi için elinden gelen her şeyi yapmıştı. Jenny Marx’ın ayrıca, eşinin yazdığı kitapların hem yazım hem de düzenlenmesi aşamasında büyük katkıları olmuştu.

Kitapta  bu büyük fedakarlığın hakkını yazarlar her sayfada her bölümde vermek için çaba harcamışlar. Bugün  Jenny Marx, Marx ve Engels’in hayatlarını incelerken, eserlerinin oluşumuna dair bilgi toplarken dikkat edilmesi gereken başlıklar arasında varolmayı hak ediyor. Soylu ve engin bir aileden yetişen, babası Prusya hükümetinde kabine üyeliği yapan, bütün bu görkemi elinin tersi ile itip ‘asilere’ katılan Jenny, Marx ve Engels kadar zorluk çeken, onlar kadar komünizm davası için çabalayan bir insandı. 

Elimizdeki kitabın bize Marx ve Engels hakkında gösterdiği en büyük özelliklerden birisi de buydu. Marx ve Engels yaşamlarını verdiği davaya etrafındakileri katmış ve onlardan yararlanmayı bilmişlerdi.  Çünkü onlar ne Olimpos’un tepesinde oturan tanrılardan biri ne de işçilerin çobanı olduğunu düşünen mesihti. Hem Marx hem de Engels kendilerini davalarına  adamış iki devrimciydi. Her devrimci gibi etrafındakiler tarafından şekillendi ve etrafındakilere şekil verdi... 

Bu yüzden onların hayatları ile Marx ve Engels’in hayatlarını birbirinden bağımsız düşünemeyiz ve bu yüzden bu kitap Marx ve Engels’in olduğu kadar Jenny’nin ve daha nicelerinin de anılarını barındırıyor.  

KÜNYE: Ateşi Geleceğe Taşıyanlar, Hazırlayan: Marksizm Leninizm Enstitüsü, Çeviren:Alaattin Bilgi, Kor Kitap, Kasım 2018, 398 Sayfa.