20 Temmuz 2018 Cuma

Tugay Candan / tugaycandan@ilerihaber.org / TugayCandan1312

Ülkemiz işçi sınıfının gelmiş geçmiş en büyük işçi direnişinin tarihi olan 15-16 Haziran 1970, canı pahasına patron sendikasına boyun eğmeyen, sendikal özgürlüklerini kullanmak ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) geçmek için mücadele eden emekçilerin destanını anlatır.

Ancak bu şanlı direnişin anlattığı bununla da sınırlı kalmaz. Türkiye işçi sınıfı, uzun yıllar biriktirdiği öfkeyi 60’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve DİSK’in kuruluşuyla birlikte dışa vurmaya başlamış ve o dönem Türkiye sosyalist hareketi içerisinde bir tartışma konusu olan devrim stratejisine dair, “İşçi sınıfı politik bir güç olarak var mı, yok mu?” sorusunun cevabını 15-16 Haziran’da vermiştir.

Evet, işçi sınıfı vardır ve işçi sınıfı politik bir güçtür…

ŞANLI HAZİRAN GÜNLERİ

15-16 Haziran’a giden dönemi, işçi sınıfının yeni bir mücadele anlayışıyla tanışması olarak tanımlayabiliriz. 1967 yılında, DİSK’in kuruluşuyla birlikte sınıf hareketinin yeni bir döneme girdiğinin işareti beliriyordu. İşçiler, devam eden öğrenci direnişlerini takip ediyor ve bu direnişlerdeki okul işgalleri gibi fabrika işgalleri de gündeme geliyordu. 

Sınıf sendikacılığı, yıllardır direnişten kaçan Türk-İş’in sendikal anlayışına oranla işçiler arasında yaygın kabul görürken, tehlikenin farkına varan dönemin sermaye iktidarı Adalet Partisi, (AP) DİSK’i etkisiz hale getirecek bir yasa teklifi verildi.

Buna göre, 274 ve 275 sayılı kanunlar değişecek ve bir sendikanın faaliyet göstermesi için bütün işkollarındaki işçilerin en az 3’te 1’ini örgütlemiş olması zorunluluğu getirilecekti. Böylece DİSK’e bağlı sendikalar ve DİSK bu barajın altında bırakılarak, faaliyetlerine son verilecekti. Yasa teklifinde ayrıca işçilerin mevcut sendikalarını değiştirmelerinin önüne de engeller çıkarılıyordu.

Bu teklife Meclis’teki patron partilerinin tümü onay verirken, yalnızca TİP milletvekilleri ve diğer partilerden bazı işçi kökenli milletvekilleri itiraz etti. Neticede yasa 11 Haziran günü Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı. 

DİSK’in konuya dair 14 Haziran’da yaptığı toplantıya 800 işçi katıldı. Bu toplantıda, uyarı amacıyla bir komite kurulması ve 17 Haziran’da Taksim’de büyük bir miting yapılması kararlaştırıldı.

Ancak 15 Haziran’da iş bırakan emekçiler, fabrikalarından çıkarak yürüyüşe geçti. İstanbul’un dört bir yanından başlayan yürüyüşler, birleşmeye ve işçi sınıfı da bir yumruk gibi sermaye iktidarının yüzünde patlamaya hazırlanıyordu. 

İşçiler birleşiyor, birleştikçe de güçleniyordu…

Eyleme katılan işçi topluğu sadece DİSK’lilerden değil, aynı zamanda onların Türk-İş’e bağlı sınıf kardeşlerinden de oluşuyordu. 

2 gün boyunca İstanbul’u hakimiyeti altına alan işçi sınıfı, sermayeyi öyle korkuttu ki köprülerin kapatılması, çevre illerden kolluk kuvvet getirilmesinden öte, verilen işçi düşmanı yasa teklifi geri çekildi.

Eylemlerde 3 işçi ise katledildi. Mücadeleleri önünde saygıyla eğiliyoruz…

BUGÜN: İŞÇİ SINIFI HALA PATLAMAYA HAZIR BİR POLİTİK GÜÇTÜR

Şanlı direnişin üzerinden geçen 48 yılda işçi sınıfı daha ağır saldırılara maruz kalırken, bu saldırıların en ağırları ise 16 yıldır ülkeyi bir emekçi cehennemine çeviren AKP tarafından gerçekleştirildi.

Ancak AKP’ye karşı direnişin fitilini ateşleyen de yine işçiler oldu. 2010 yılında Ankara’daki Tekel Direnişi; kendisinden sonra gelen öğrenci eylemleri, sosyal yaşama edilen müdahalelere karşı eylemlilik süreçleri ve en doruk nokta olan şanlı Haziran Direnişi’nin öncülü oldu.

İşçi sınıfı bugün her ne kadar sınıf kimliğiyle politik alanda ‘yok’ gibi görünse de ülkemizin içinde bulunduğu Saray karanlığını yırtmak için aydınlığın barikatında yine en ön safta olacaktır.